Nasılım?

Kişisel şeylerden bir kırıntı

2005 yılında yazılım projeleri yapıyorum, kod yazıyorum. Aradan 21 yıl geçti. Yüzlerce proje, ajanslar, UpWork’te “Top Rated” bir profil, dünyanın dört bir yanından müşteriler… Bir web sitesine dair inşa edemeyeceğim hemen hemen hiçbir şey yok. Becerime inanıyorum. Ama son birkaç yıldır aynaya her baktığımda gördüğüm tek bir kelime var: Tembel.

Ya da ben kendimi yıllardır böyle kandırıyorum.

Şu an bir Starbucks’ta oturuyorum. Önümde açık bir laptop, elimde kahve. Masanın diğer tarafında ise birikmiş 7 milyon lirayı aşkın vergi ve piyasa borcu, ödenmemiş bu ayın ev kirası, hatta kesilmek üzere olan Google Workspace, cep telefonu, elektrik ve internet faturası duruyor. Günlerdir tek bir satır kod yazmak, tek bir faturayı kesmek yerine fotoğraflar çekmeye çalışıyor, insanlardan kaçıyor, ama bazen aşırı sosyalleşiyor, zihnimi uyuşturan ilişkilerin içinde kayboluyorum.

Soruyorum kendime: Ben ne zaman bu kadar bahanelerin arkasına saklanan bir adam oldum?

Ama hikayenin tamamına bakınca resim biraz değişiyor.

Neredeyse iki yıl önce biten, stresi ve manipülasyonu bitmek bilmeyen ikinci bir evlilik. Ondan öncesinde sadakatsizlikle biten ilk evlilik. Çözülmemiş çocukluk travmaları. Yıllarca arkada sessizce çalışan bir duygusal yük… Bir yandan web geliştirme gibi zihni 7/24 emen bir meslekte 20 yıl boyunca aralıksız vites büyütmek.

Belki de mesele “tembellik” değildir. Belki de bir insanın sinir sistemi, yıllarca süren ihanet, stres, belirsizlik ve aralıksız çalışma temposunun ardından bir gün aniden fişi çekiyordur. Biz de buna tıp dilinde tükenmişlik (burnout), kendi dilimizde ise “ben zaten adam olmam” diyoruz.

Zihin tamamen tükendiğinde, en basit şey bile bir dağ gibi görünüyor. Fatura kesmek 5 dakikalık iş ama o 5 dakika, sanki Everest’e tırmanmak gibi geliyor. Çünkü beyin, hayatı bir bütün olarak çözemeyeceğini anladığı an şalteri indiriyor. Apatikleşiyorsun. Hiçbir şeyi umursamamaya, “Aman, zaten sonu ölüm değil mi?” demeye başlıyorsun. Bu bir savunma mekanizması. Beyin, taşıyamayacağı kadar büyük bir baskıdan kaçmak için kendini uyuşturuyor.

Bugün o masada otururken bir şeyi tekrar fark ettim: Hayatımı tek bir günde düzeltmek zorunda değilim.

5 milyonluk borcu bugün ödeyemem. Yıkılan ilişkilerimi bugün tamir edemem. Ama laptopu açıp, o gün çalıştığım birkaç saatin kaydını sisteme girebilirim. Çünkü evde beni bekleyen 6 tane kedi var ve o faturayı kesersem akşam eve ekmekle dönebilirim.

Tükenmişliğin en büyük tuzağı, her şeyi tek bir hamlede çözmen gerektiği hissidir. Çözemeyince de “Zaten bitti” deyip tamamen bırakırsın. Oysa tek yapmamız gereken, bizi hayatta tutacak bir sonraki minicik adımı atmak.

Ben mükemmel bir hayat yaşamıyorum. Pek çok kez canı yanmış, finansal olarak dibe vurmuş, zihni yorulmuş 37 yaşında bir yazılımcıyım. Tembel miyim? Sanmıyorum. Sadece motoru fazla zorladım ve hararet yaptı.

Sadece bir adım daha atmak istiyorum. Başka bir derdim yok.

Biliyorum ki, ben çok kötü bir hayat da yaşamıyorum. Bir noktada toparlanmayı becereceğime dair inancım hep var. Henüz başaramadım, ancak başarana kadar buralardayım.

Sağlıcakla kalın.

Write a comment