Gürültülü Dünyada Akıl Sağlığını Koruma Rehberi
Son zamanlarda haberleri izlerken ya da sokakta yürürken aklımda sürekli tek bir cümle: “Bok gibi dünya, bok gibi insanlık.”
Cebelitarık’ı aşmaya çalışan çaresiz insanlardan sınır boylarındaki jeopolitik şantajlara, derinleşen cehaletten her köşeyi saran doymak bilmez açgözlülüğe kadar… İster Fas’ın kırsalında umudunu kesmiş bir genç olsun, ister bu hengameyi uzaktan izleyen biri; dünyanın gidişatı karşısında o malum hisse kapılmamak imkansız.
İşin en acı tarafı ise çözümsüzlük. Bazen bunalıp, çok uzun zaman önce okuduğum Dan Brown’ın Cehennem’indeki gibi radikal kestirme yollar hayal ediyor. “Keşke eğitimsiz veya sorunlu birey yetiştiren bölgelere küçücük bir kısırlaştırma virüsü salınsa…” diyorum. Kimseyi öldürmeden, insancıl bir filtre… Ya da çocuk sahibi olmanın bir ehliyete bağlanması fikri geçiyor akıldan. Ama hemen ardından o kaçınılmaz duvara tosluyoruz: “Bu ehliyeti kim verecek?” Siyasilerin bunu kendi iktidarları için kullanmayacağının garantisi var mı? Bir sorunu çözerken çok daha korkunç bir cehennem yaratma ihtimalimiz ne olacak?
İşte bu noktada tam bir çelişki tuzağına düşüyorum. Sistem yürümüyor, çarklar tıkalı; ama hayal ettiğimiz kestirme çözümlerin hepsi de zehirli.
Peki, bütün bu küresel saçmalığın ve yozlaşmanın ortasında ne yapacağız?
Sanırım ulaşabildiğim en sağlıklı yanıt şu: Kendi küçük dünyalarımızı yaratmak.
Dünyanın bütün yükünü omuzlamayı bırakıp Voltaire’in o meşhur “Kendi bahçeni yetiştir” öğüdüne dönmek. Yobazlaşmadan, dış dünyaya tamamen körleşmeden ama küresel dünya ile de sınırlı ve filtreli bir iletişim kurarak… Kendi değerlerimizle, sevdiğimiz insanlarla ve ürettiklerimizle sınırları belirgin bir alan inşa etmek.
Dünyayı devasa bir sahne olarak değiştiremeyiz, bu kesin. Ama kendi sahnemizin senaryosunu, oyuncularını ve ışığını kontrol edebiliriz. Günün sonunda, bu gürültülü çağda huzurla “Benim dünyam burasıydı ve iyi yaşadım” diyebilmenin tek yolu belki de bu.
Sağlıcakla kalın.
Write a comment