Aşk

İnsan hayatında 3 kere aşık olurmuş.
Birincisi ilk aşk, küçükken aşık olduğun, oyunlarla çabucak bitiveren o ilişki. İkincisi ise zehirli olan, birbirinizi sürekli kırdığınız ama kopamadığınız sürekli birbirinize zarar verdiğiniz ilişkiniz. Üçüncüsü ise son aşk, gerçekten ‘ruh eşinizi’ bulduğunuz.

Ben iki kere aşık oldum. İlk aşkım çok güzeldi, yani en azından benim için, kadın olmayı o aşkımda öğrendim ben. İlk defa isteyerek elbise giydim, saçlarıma özen gösterdim, makyaj yaptım, birinin beni beğenmesini istedim, dişil davrandım, onun kişiliğini kopyaladım. O ilişkim benim saçmalığım yüzünden bitti. Daha sonrasında bir daha kimseyi bulamayacağım düşüncesi ile kendimi dış dünyaya kapattım. Kimseyle flörtleşmedim, bana yaklaşan insanlardan uzak durdum, bir bariyer ördüm kendime. İlk aşkımdan bana kalan eşyaları sakladım, kolyesi hep boynumda kaldı.

İkinci aşkım ise hâlâ bir bulmaca. Bana ilk aşkımı unutturdu, bariyerlerimi aştı, hâlâ yaşamaya değer şeyler olduğunu öğretti, hayatımda hiç denemediğim aktiviteleri tattırdı. Beraber yemek yaptık, dalışa gittik, resimlerimi beğendiğini söyledi, kusurlarımı gösterdi, güzel olduğumu hatırlattı, dans öğretti, tiyatro öğretti, yazılım hakkında bilgi sahibi yaptı, nasıl daha başarılı olabileceğimi öğretti ve en önemlisi hâlâ aşık olabildiğimi, hayatın bitmediğini gösterdi. Tek sorun ise o bana aşık değildi. O kimseye aşık değildi. Aramızdaki uyum çok güçlü olsa da büyük engeller vardı. Asla bir ilişkimiz olmadı ve olmayacağından eminiz.

Üçüncü aşk ise benim için artık şüphesiz olanaksız. Şimdi diyebilirsiniz ki ilk aşkında da öyle düşünüyordun, haklısınız. İkinci aşkımdan sonra zaten yıkılan bariyerlerimi tekrar kurdum ve sağlamlaştırdım. Bunları yıkmayı deneyen yok mu? Tabi ki de var. Şu an bile manipüle etmeye çalışıyorlar. İkinci aşkım bana manipülasyonu da öğretti. Ben manipülatif ve narsist bir annenin yanında büyüdüm. Kolayca ayırt edebiliyorum artık. Beni manipüle etmek zordur, duygularımı kapattım. Aşık olmasam bile birileri ile tekrar denemeye çalıştım ve çalışıyorum da ancak öyle bir tiksinti doğuyor ki içime. Sanki hepsi büyüyememiş hâlâ yerden toprak yiyen çocuklar gibi geliyor gözüme. Kendime azıcık da olsa benzer birisini göremiyorum.

Şimdi düşünebilirsiniz ki ben narsistim, evet, belki de öyle. Diyebilirsiniz ki sen sanki çok büyüksün, evet değilim. Üzülerek biliyorum ki ben herkesten önce büyümek zorunda kaldım. Bu yüzden insanlara tahammül etmek zorundayım. Onlar bu kadar travma yaşamadı diye onları küçük görüp kendimi yüceltemem. Bu kıskançlıktan başka bir şey değil. Hiçbir zaman düzgün bir aileye sahip olmadım, hiçbir zaman beni önemseyen, saçlarımı okşayan bir babam olmadı, hiçbir zaman annemin kucağına yatıp ağlayamadım, hiçbir zaman bir sofraya oturup ailemle yemek yiyemedim. Bu benim suçum mu? Hayır. Başıma geldi mi? Evet. O zaman artık sızlanmanın manası yok. Ne kadar istemesek de hayat devam ediyor.

Ne aşkmış be.


Write a comment